SİSTEMKAR

Sistem eleştirisi mi, bayılırız! Peki ya sistemin tam olarak istediği de buysa? Eleştirel kabiliyetten her geçen gün bir miktar daha çalarken, önümüze attığı ufak ‘eleştiri serbestisi’ kırıntıları ile mutlu olmamızı ve çaresizce boyun eğmeye devam etmemizi sağlamaksa? Boyun eğmenin kendi fıtratında olmadığını düşünenler inceden tırnaklarını göstermeye hazır pozisyona geçtiyse ne mutlu bana. O kişilere söylemek isterim ki nadir değilsiniz, aksine milyonlarsınız ve ne yazık ki hâlâ aynı noktadasınız, noktadayız. Eh, çünkü ne de olsa sistem böyle…

Çünkü sistem, kişinin kendine yakışanı reddetmesidir. Değişime gücünün yetmediği noktalarda nasıl kendisinden daha kudretli bir varlığa sığınma arzusunu ortaya çıkarıyorsa, kendi gücünün karşısına da daha köklü bir kabul zincirini koyup, altında ezilmeyi kabullenmesidir. Kendi gücünü küçümsemesi, yetersiz görmesi ve elindekiyle avunmayı tercih etmesidir. Çünkü sistem, kişinin kendine reva gördüğünü yaşamasıdır. Çok basittir. Sistem izin vermiyordur, sistem şöyledir, sistem böyledir. Sistemi korkutan, ona karşı gelmeye heves edenlerken; sistemi yücelten de aynı kişilerin ondan korkup, mevcut durumu sindirme çabasıdır. Ve sistem, kolektif düşüncenin bireysel acz oluşunu en çıplak haliyle ortaya koymasıdır. Ortak aklın yeteri kadar beslenememesi sonucu törpülenen cesareti, doğası gereği düşünen bireylerin kendini yalnız hissetmesine sebep olur. Her ne kadar sokak aralarında aynı muhalif fikir birliklerine varılsa da ilk taşı atacak günahsız olmaya razı gelecek bulunmaz çünkü hiç kimse bir diğerinin düşünce yoğunluğuna o kadar da güvenmez. Bilinçlere yerleşen ortak idea, tek başına kaldığında öğrenilmiş çaresizliğine yenik düşmeye devam eder. Oysa her sistem, bir düşünceden çıkmıştır… ve günümüzün kazananları ironik bir şekilde düşünmek yerine kabullenenlerdir. Yani, sistemin en temel olgusuna ‘düşüncesizce’ karşı çıkanlar.

Aslında mangal yürekliyizdir biz! Gerekirse ateşten gömlek bile giyeriz! Hangi çılgın bize zincir vuracakmış, şaşarız yahu! Neyse ki ‘sistem’ devreye girer de bir çılgınlık yapmayız…

SİSTEMKAR

Sistem eleştirisi mi, bayılırız! Peki ya sistemin tam olarak istediği de buysa? Eleştirel kabiliyetten her geçen gün bir miktar daha çalarken, önümüze attığı ufak ‘eleştiri serbestisi’ kırıntıları ile mutlu olmamızı ve çaresizce boyun eğmeye devam etmemizi sağlamaksa? Boyun eğmenin kendi fıtratında olmadığını düşünenler inceden tırnaklarını göstermeye hazır pozisyona geçtiyse ne mutlu bana. O kişilere söylemek isterim ki nadir değilsiniz, aksine milyonlarsınız ve ne yazık ki hâlâ aynı noktadasınız, noktadayız. Eh, çünkü ne de olsa sistem böyle…

Çünkü sistem, kişinin kendine yakışanı reddetmesidir. Değişime gücünün yetmediği noktalarda nasıl kendisinden daha kudretli bir varlığa sığınma arzusunu ortaya çıkarıyorsa, kendi gücünün karşısına da daha köklü bir kabul zincirini koyup, altında ezilmeyi kabullenmesidir. Kendi gücünü küçümsemesi, yetersiz görmesi ve elindekiyle avunmayı tercih etmesidir. Çünkü sistem, kişinin kendine reva gördüğünü yaşamasıdır. Çok basittir. Sistem izin vermiyordur, sistem şöyledir, sistem böyledir. Sistemi korkutan, ona karşı gelmeye heves edenlerken; sistemi yücelten de aynı kişilerin ondan korkup, mevcut durumu sindirme çabasıdır. Ve sistem, kolektif düşüncenin bireysel acz oluşunu en çıplak haliyle ortaya koymasıdır. Ortak aklın yeteri kadar beslenememesi sonucu törpülenen cesareti, doğası gereği düşünen bireylerin kendini yalnız hissetmesine sebep olur. Her ne kadar sokak aralarında aynı muhalif fikir birliklerine varılsa da ilk taşı atacak günahsız olmaya razı gelecek bulunmaz çünkü hiç kimse bir diğerinin düşünce yoğunluğuna o kadar da güvenmez. Bilinçlere yerleşen ortak idea, tek başına kaldığında öğrenilmiş çaresizliğine yenik düşmeye devam eder. Oysa her sistem, bir düşünceden çıkmıştır… ve günümüzün kazananları ironik bir şekilde düşünmek yerine kabullenenlerdir. Yani, sistemin en temel olgusuna ‘düşüncesizce’ karşı çıkanlar.

Aslında mangal yürekliyizdir biz! Gerekirse ateşten gömlek bile giyeriz! Hangi çılgın bize zincir vuracakmış, şaşarız yahu! Neyse ki ‘sistem’ devreye girer de bir çılgınlık yapmayız…

SONRAKİ

SESSİZLİĞİN SESİ

SESSİZLİĞİN SESİ